07 Mart 2009 Cumartesi
06 Ocak 2009 Salı
30 Ağustos 2008 Cumartesi
13 Ağustos 2008 Çarşamba
arkAdaŞlıK nedir?

rahatlık,
gözlerine bakıp "seninleyim"cevabını okumak
mutluluk,
mutluluk,
dayatılmışlıklara "hayır" diyip fajitasa "evet" demek
beğeni,
düşünen adam heykelinden çok kedisine çay içiren "düşünceli adam"lara hayran olmak
paylaşım,
paylaşım,
olası tekliklere her daim "iki pipet"le karşılık vermek
güven,
güven,
"mobesa"nın kelime anlamını bilse de orada olacağını bilmek
gerçeklik,
gerçeklik,
gözlerindeki hüznün ıslaklığıyla renklenip deklanşöre dokunmak
sevgi,
sevgi,
sözlük anlamından ötesi olmayan uzaklıklar öncesi farklı operatörlerden yarım saat konuşup ne dediğini değil ne hissettiğini anlamak
samimiyet,
samimiyet,
tüm kimliklerden sıyrılıp sahne arkasında da kendin olmak. Kalbi başka melodilerle demlenirken dillenmeyen şarkısına eşlik etmek
hesapsızlık,
hesapsızlık,
her türlü "olabilecek"leri umursamayı reddederek onun kıyafetleriyle daha da güzelleşmek. Banka önlerini amacı dışında kullanıp gereksiz hassasiyetlerin yerleşmesini sağlamak.
saygı,
saygı,
kendi kararlarını alabilmesi için sonuna kadar yanında olup yanlış yaptığında elini sıkıca tutup seni görmezden geldiğini unutmak.
rahat bırakmak,
rahat bırakmak,
talihsiz kadınlar serisinin halkası olma umuduyla bileklerine yeni şekiller verdiğinde onu pucca saatle ödüllendirmek.
koşmak,
"sana ihtiyacım var" dediğinde zamanın dışına çıkıp gecenin bir vaktinde ona koşmak.
nefret,
nefret,
kalanın sen olduğunu unutmadan her düştüğünde dizlerini öpenin o olmasını dilemek.
özlem,
sanal muhabbetsizliklerin büyüsüne yenilmeyen namelere kalbini koyabilmek,
içmek,
içmek,
limonlu akminanın reklam serinliğine güvenerek, göz yaşlarına özgürlüğünü vermeden öylece içebilmek. "Giderim" şarkısını küllük olarak kullanılan kırmızı tuborgla daha da renklendirmek.
umut,
umut,
iki kişilik dünyanda mal mal oturup yeşil orduların seni fethetmesini dilemek.
hatırlamak,
hatırlamak,
tek taraflı hislerin özgürlüğüyle bir insanı sevebiliyor olmaktan mutlu olup salçalı soslu gitmeleri hatırlamak.
salaklık,
şükrü saraçoğlunun önünden geçerken "az sonra şampiyon olacak bir takım için fazlaca sessiz" dedikten hemen sonra taksicinin: " Maç Denizli'de" demesiyle futbol ilgisi-zliği-ne rağmen o dakika onla zevkle salaklaşabilmek.
sonsuzluk,
sonsuzluk,
herkes her şey gelip geçerken olası yeryüzünde hancı olabilmek.
küçülmek,
gitmemesi için defalarca kendinden giderek isteyerek yerin dibine geçmek.
sarılmak,
sarılmak,
kendi topraklarına indiğinde tanıdık ilk yüz olmak istiyorum deyip ona sarılmak. "zayıflamışsın" deyip onca ertelenmişliğin hırsıyla tekrarlanan sarılmaları on dakikaya sığdırdığında bile onsuz olamayacağını bilmek.
arkAdaŞlıK,
"yürümek bir ömür boyu beraberce el ele"cümlesinin gerçek olmadığını bile bile
"yar senin derdinden derbeder oldum" şarkısıyla salağa dönmek.
28 Temmuz 2008 Pazartesi
iz(in)le

Kendimle kalamıyorum. Kendimle kaldığımı sandığım anlarda seninle kalıyorum. Senin görüntünle, günün görüntüsüyle, anın görüntüsüyle kalıyorum. Gelip yakalıyor beni yakalarımdan. Tahmin edilemez bir biçimde sarsmaya başlıyor. İçim… İçim acıyor.
Kaçışım.Kendimden, senden, hayattan, olanlardan, olacaklardan…Küskünlüğüm. Bana, sana, hayata, olanlara, olacaklara…Sonra diyorum kendi kendime; “neden böyle yaptın da neden böyle oldu?”.Ve hiç bir şey anlamıyorum.
Her şeye sırtımı dönüp oturmak istiyorum bir köşede öylece, usulcacık. Hatta bir köşede tek ayak üzerinde dursam yeridir. O derece kızgınım kendime, kırgınım.
Özgürlüğüne çok düşkün biri olduğumu biliyorsun. İnsanların birbirlerine 'sahip’ olması durumunu hem sevmiyorum, hem anlamıyorum. Ama bu kendimi senin yanında tutsak hissettiğim anlamına gelmiyor.
Özgürlük. Seninleyken, sana zincirlenmişken dahi kendimi her zamankinden daha özgür hissetmem geçiyor aklımdan. Sana bakarken o kadar çok şey geçiyor ki aklımdan
Gözlerimi senden alıp ufka çeviremiyorum. Gözlerindeki ışıltı en mavi deniz’den daha çok huzur veriyor bana. Gülümseyişin… En yeşil ormanlardan daha yaşam kaynağı, daha doğal, daha nefes benim için. Ellerin… O mavi gökyüzünde uçan kuşlardan daha narin, daha özgür. Sadece tutmakla, tutunmakla yetinmek istemiyorum. Öpüyorum. Öpeceğim de müsaade ettiğin sürece.
Her şey o kadar iç içe geçiyor ki hiçbirini birbirinden ayıramıyorum. Yalnızlık bencillik, sahiplenmek, sevmek, ısrar, zorunluluklar, sorumluluklar, hayat, dayattıkları… Hep ayngüı hep aynı.Nereden geldiğimi bulana kadar nereye gittiğimi gözden kaçırıyorum çoğu zaman. Çoğu zaman. Zamanı fark edemiyorum.
Hayır hayır ne burası acıklı bir blog, ne de bu acıklı bir yazı. Keza sevginin acıklı bir hadise olduğunu düşünmüyorum. Sadece yeri geldi susal(d)ım aşka.
Kaçışım.Kendimden, senden, hayattan, olanlardan, olacaklardan…Küskünlüğüm. Bana, sana, hayata, olanlara, olacaklara…Sonra diyorum kendi kendime; “neden böyle yaptın da neden böyle oldu?”.Ve hiç bir şey anlamıyorum.
Her şeye sırtımı dönüp oturmak istiyorum bir köşede öylece, usulcacık. Hatta bir köşede tek ayak üzerinde dursam yeridir. O derece kızgınım kendime, kırgınım.
Özgürlüğüne çok düşkün biri olduğumu biliyorsun. İnsanların birbirlerine 'sahip’ olması durumunu hem sevmiyorum, hem anlamıyorum. Ama bu kendimi senin yanında tutsak hissettiğim anlamına gelmiyor.
Özgürlük. Seninleyken, sana zincirlenmişken dahi kendimi her zamankinden daha özgür hissetmem geçiyor aklımdan. Sana bakarken o kadar çok şey geçiyor ki aklımdan
Gözlerimi senden alıp ufka çeviremiyorum. Gözlerindeki ışıltı en mavi deniz’den daha çok huzur veriyor bana. Gülümseyişin… En yeşil ormanlardan daha yaşam kaynağı, daha doğal, daha nefes benim için. Ellerin… O mavi gökyüzünde uçan kuşlardan daha narin, daha özgür. Sadece tutmakla, tutunmakla yetinmek istemiyorum. Öpüyorum. Öpeceğim de müsaade ettiğin sürece.
Her şey o kadar iç içe geçiyor ki hiçbirini birbirinden ayıramıyorum. Yalnızlık bencillik, sahiplenmek, sevmek, ısrar, zorunluluklar, sorumluluklar, hayat, dayattıkları… Hep ayngüı hep aynı.Nereden geldiğimi bulana kadar nereye gittiğimi gözden kaçırıyorum çoğu zaman. Çoğu zaman. Zamanı fark edemiyorum.
Hayır hayır ne burası acıklı bir blog, ne de bu acıklı bir yazı. Keza sevginin acıklı bir hadise olduğunu düşünmüyorum. Sadece yeri geldi susal(d)ım aşka.
19 Temmuz 2008 Cumartesi
01 Temmuz 2008 Salı
27 Haziran 2008 Cuma
22 Haziran 2008 Pazar
bendüncilyakirnepiki:)

Regl sancılarıyla sarardığını umduğum yüzüme kan gelmesine (ki onca gidene rağmen) vesile olan namenizin kokusu hala saçlarımda desem:)
Dersteyim. Parçalanmışlıkları biriktirmeye alışkın ruhumda bir ayrıntıyı atlıyorum farkına vararak. Ayrıntısı olmayan hayatıma renk olsun diye.
Bu sıralar pek bi yeni yetme ergen modundayım. Emeklemeyen gidişlere bakakalmış ertelenmişlikler deryasında tutunduğum ince bir aşk olsa.(allayıp pulladığımız aşkların bir değeri yok çünkü değerin işe yarayacağı boş yer yok.)
Değerinden eksiğine bozdurulmuş kaç hayat sığar gözlerimdeki masala? Susuşlara eklenmiş öykülerinin çıplaklığına sarmalasan kirpiyi...
Dilek kiplerinin kibir deryasında boğulmaktansa yeşil gözlerinde ölmeyi denesem mi yoksa pasesivim.Kendimizden vazgeçmezken vazgeçemediklerimizden medet umarız vazgeçişler için. (geçiş denemelerinde pek bir esrarkeşim.)
Kavramlara yüklenen anlamları anlamlandıramayacağımdan olsa bombok bir hayat çiziyorum her yere.Çizimlerim de yazdıklarım kadar yersiz yurtsuz. Onlara olası bir dünya sunar mısın, sunarlar mı ki?
20 Haziran 2008 Cuma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





